11 Ocak 2013 Cuma

Regarding Henry


J.J. Abrams'ın acemilik yılları diyebilirsiniz. Zira adam 25 yaşındayken bu filmin yaratıcısı olmuş. Fakat benle aynı yaşta, "Harrison Ford'a gel abi bi rol var." dedirtmiş. Beni de annem sabah bakkala yolluyor bu sırada.

Film işleyiş bakımından farklı. Bir insanın felç oluşu, iyileşmesi, eski günlerine dönüşü (!) hızlı geçmiş olabilir ama buna rağmen duyguyu kaybettirmemiş.

Kızın adamın bağcıklarını bağlaması, kütüphane sahnesi ve Bradley ile içilen bira sahneleri çok sağlam.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Jeffrey



Jeffrey Scott Buckley...

Orange County civarı bir tarz. Irish American bir müzikçi olan babasını 8 yaşındayken bir kez görüp 9 yaşında madde aşırı dozu sebepli kaybetmesi.

Anne ve üvey babayla geçen hayat. Müzik. Müthiş bir yetenek. İnanılmaz bir etkileyicilik.

31 yaşında boğularak ölüm.

Sessizlik...

31 Aralık 2012 Pazartesi

hangi yeni hangi yıl

Yıl 2001...

31 aralık günü, iki ergen olarak ben ve betweenthebars ertesi gün okul olmaması sevinciyle oturup 600Mhz işlemcili bilgisayarda Championship Manager 00-01 oynayacaktık. Yılbaşının daha fazla bir anlamı yoktur zaten baba himayesindeki bir liseli için. Hoş gene yok ya.

Bir kız arkadaşım vardı. İlkti. Komikti. Komik olan o değildi; bendim, şimdi bakınca gülünüyor işte. O zamanlar gönül işlerinin bize göre olmadığını fark edememiştik, ama hayallerimizde elbet bir profil vardı, hem görüntü hem zevkler bakımından. Benimki şuna benziyordu o zamanlar:


Tahminen ya da içimden geçen onunki de şuna;




O Real Madrid oldu, ben de Valencia. Ben Zlatko Zahovic, John Carew, Santiago Canizares dedim, o Celades, Raul, Figo dedi. Oyunun adı cancas spa idi. Tek bilgisayar, 2 kullanıcı... Biri transferleri gizli olsun istiyorsa diye diğerini mutfağa gönderebilirdi. Bu yazılı olmayan ama ciddi bir kuraldı. Oyunda bir gün geçene kadar biz benim ilişkiyi şekle sokmak için bir ton laf ederdik. Oyundan soğutmazdı bu bizi. Çünkü zaten bir şarkıyı bir günde indiremediğimiz, bu yüzden 20 saniyelik nakaratını bulup birkaç saatte indirdiğimize sevindiğimiz bir dönem olduğu için problem yoktu.

Telefon çaldı. Ev telefonu. O arıyordu beni. Evlerine davet etti. Yılbaşı içinmiş. Oha, ben buluşmaktan çekinirken eve çağırmak neydi? İşte komikti. Ama böyle denmezdi. O zaman, çare? Yalan. "Bilgisayarım bozuk, onu yaptırabilmem için tek gün bugün." Gene oha. Yemedi galiba, kızdı tabi. Haklıydı. Sıçmıştım ama yalana da sadık kalıp devam ettim. Kapandı hem mevzu hem telefon. Bir kamyon azar da Haydar betweenthebars Dümen'den yedik...

Ben mutfaktayken o Alman milli forvet Carsten Jancker'i almak için uğraşıyordu; biliyordum, o mutfaktayken ben de Okan Buruk'u Inter'den almak için uğraşıyordum; biliyordu.

İkimiz de transferleri yapabildik. İkimiz de bu yüzden sevinerek girdik yeni yıla. Zihniyet olarak nereye gittiğimiz çok önemli değil de, bugün olsa aynı şeyi yapar mıydık tartışılır, o komik asıl.

Yeni yıllar.

27 Aralık 2012 Perşembe

Sevimli "Kahraman"


Henüz bir ilkokul veledi iken yazın sabahın köründe uyanıp "sevimli kahramanlar" izlerdim, kapıda bir tıkırtı duyunca da kapıya koşar, apartman görevlisi abimizin kapı koluna astığı ekmek ve gazeteyi alırdım. O sıcacık ekmeğin hatrı sayılır bir kısmını gazeteyi okurken yerdim. Spor sayfasını bir an önce okuyup heyecanı kaçsın istemediğimden, ilk sayfadan itibaren olabildiğince okuya okuya giderdim. Hem ev ahalisinin uyanmasına da çok vakit olduğu için kahvaltıya kadar zaman harcamak lazımdı. Düşünüyorum da hayatımda hiç o kadar okumadım gazeteyi. Siyasette Özal ve Demirel'de, ekonomide de Mark'ta kalışım bundanmış demek ki. Bunu da şimdi fark ettim.

1995 senesinin yazında yine böyle erken kalktığım bir gün heyecanla gazeteyi ve ekmeği aldım. Alakam olmayan haberleri, köşe yazılarını okurken spor sayfasında görmeyi tüm yaz beklediğim bir transfer haberi olur da okurum diye gittikçe heyecanlanıyordum. Spor sayfasını çevirdiğimde gördüğüm manşet dün gibi aklımda: "Friedel Cimbom'da"... "Knup Aslan Oldu" , "Evren imzayı attı" gibi birçok manşet de gözümün önünde gerçi, ama bu Friedel biraz farklıydı nedense. Bir önceki sene takıma gelen Litvanyalı Stauce Karşıyaka'ya gidince, İzmirli olmama rağmen epey koymuştu bana. O koymayı geçiren bir haberdi bu. Friedel'ı tanıdığımdan mı, tabii hayır. Uzun, sarışın ve güçlü bir kaleci olduğu resimden belliydi. Tam bir idoldü. Kaleci olmamda bu iki ismin, özellikle Friedel'ın etkisi çok büyüktür.

O zaman ilginç olan bir şey, hemen hemen herkesin transferi benim gibi öğrenmesiydi. "Adam Amerika'lıymış beyler."... "Yok olm, gazete yanlış yazmış Amerika'da futbol bizimki gibi oynanmıyo. İngiliz'dir o." gibi dialoglar... Adam ülkeye gelmiş, imza atmış, fotoğraflar çekilmiş biz ertesi gün öğreniyoruz. Herkes merakla beklerdi ilk maçı. Ne olursa olsun herkes benimserdi yeni adamı ama, hem yabancı olduğundan hem de alternatif olarak başka bilinen çok adam olmadığından. Ya Küçük Mehmet'e kalacaktın, ya da Andreas Köpke'yi getiremeyeceğine göre bu adamı sevecektin.

Şimdi menajerlik sistemi, internet, sosyal medya... O kadar içimizde ki, kulüplerden biri bir oyuncuya selam verse haberi çıkıyor. Kimin kime transfer olacağını günler, haftalar öncesinden tahmin ediyoruz, alternatifler sunup üzerine tartışıyoruz falan. Fakat şöyle bir şey var ki, ben 95 yılında her sabah gazeteyi "birini aldık mı?" diye açıyordum, şimdi de kulübün resmi sitesinde son dakika transfer haberi geçer diye sabahlıyoruz. Yani imzaya kadarki süreçte belirsizlik aynı. Belki şu an gece gerçekleşen hadiseleri sabahında değil, o an öğreniyoruz. Birkaç saat için tüm muhabbet. Ama 95'te huzur içinde uyuyup başka önemli meselelere yoğunlaşabilirken (taso, gazoz kapağı, sokak futbolu, muçi vb.), şu an belki de gereksiz yere fazlaca gündemimizi işgal ediyor bu olaylar.


Mevzunun asıl kısmına döneyim. Brad Friedel... 1995'te geldiği Galatasaray'da 1 yıl kaldıktan sonra ayrıldı İstanbul'dan. Şöyle bir şey var ki; adam 1997 yılında Liverpool'a transfer oldu. 26 yaşındaydı. İlk maçını 27 yaşında (2008) oynadı. O yaşa kadar ülkesi Amerika'dan dışarı sadece İstanbul'a 1 seneliğine gelmiş olan adam, 26 yaşında İngiltere'ye gidip, futbolun beşiğinde kalıcı olmakla kalmıyor:

- İngiltere Premier Lig'de 40.000 dakikanın üzerinde süre alıyor.
- İngiltere Premier Lig'de üstüste oynama dalında 310 maç ile 2. sırada yer alıyor.

Müthiş bir mental olgunluk, profesyonellik, meydan okuma, gövde gösterisi... Ne derseniz deyin!

Not: Dün, halen oynamakta olduğu Tottenham kulübü tarafından olan sözleşmesi 1 yıl daha uzatıldı (2014'e kadar!). Bu adam 1971 doğumlu. 1971. 71. 71. 71. Sözleşmeye göre 43 yaşında da oynuyor olacak. 43. 43. 43. 43...

Not2: üzerinde ilk resimdeki fotoğrafın olduğu mega tasoya sahip olmuş olan bizdendir...